Anasayfa Yazılarım 2-Çocuk Eğitiminde Aile ve Öğretmen Sorumluluğu
formats

2-Çocuk Eğitiminde Aile ve Öğretmen Sorumluluğu

Published on 20 Şubat 2013 in Yazılarım

Çocuk Eğitiminde Aile ve Öğretmen Sorumluluğu

İnsanın, yaşam boyu gelişiminin en önemli süreci eğitimdir.  Çocuk eğitiminde iki önemli çevreden biri aile, diğeri ise okuldur. Çocuk yetiştirme sanatı olan eğitim ailede başlar, okul ile devam eder ve yaşam boyu sürer. Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın eğitiminin başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için, aile ve okul eğitimin bütünleştirilmesini gerektirmektedir. Bütünleştirilmiş bu süreçte, anne-baba ve öğretmenlere önemli sorumluluklar düşmektedir.

Anne-baba ve öğretmenler açısından, çocuk eğitimindeki en önemli nokta, sağlıklı bir eğitsel ortam oluşturabilmektir. Hem aile, hem de okul ortamı açısından sağlam, sağlıklı, sıcak, güven dolu ve sevilen bir ortam oluşturmak, çocuklarımızın eğitiminde görev alan hemen herkesin en temel görevidir. İçinde yaşadığımız ve eğitsel yaşantılar geçirdiğimiz ortam; istenilen, sevilen ve kabul edilen bir ortam olmadığı sürece yapacağımız işler, görevler ya da ödevlerin hiç birisinin amacına tam olarak ulaşması mümkün olmayacaktır. Çünkü bu tür ortamlar çocukların isteyerek gidecekleri, gitmek isteyecekleri, mutlu olacakları, en kalıcı eğitsel yaşantıları kazanacakları ortamlar olacaktır.

Çocuk eğitiminde, anne-baba ve öğretmenlerin önemli sorumluluklarından biri, çocuğa karşı gerekli ilginin gösterilmesidir. Çocuklara gösterilen ilgi açısından, bazı ailelerde ilgi yoksunluğu yaşanırken, bazı ailelerde ise çok yoğun bir ilgi olabilmekte, yani aşırılaşmaktadır. Oysa normal olan, bu ilginin gerektiği kadar olmasıdır. Çocuklar açısından bu ilginin ne kadar olması gerektiği, bireysel olarak farklılık gösterse de burada ölçü; çocuğun bu ilginin yeterli olduğunu fark etmesi ve özellikle ihtiyaç duyduğu zaman, anne-baba ve öğretmenlerin yanında ya da arkasında olduğunun bilincinde olmasıdır. Aile ve öğretmen ilgisinin olmadığını fark eden çocuklar açısından bu durum (aileden ve okuldan uzaklaşma, okul başarısı sorumluluğundan kaçınma gibi) önemli son derecede önemli sorunlara yol açabilecektir.

Bir başka önemli nokta ise anne-baba ya da öğretmenlerin, çocuklar için önemli bir rol model olmalarıdır. Çocuklara, elbette öğüt verilmelidir ama daha da önemlisi doğru model olmak gerekir. Çocukların önemli sıkıntılarından biri ders çalışamama, bir diğeri de okuma alışkanlığı kazanamamadır. Her iki durumda da çocuklarımıza doğru örnek olursak, çocuklarımız da istenilen sorumlulukları kazanma noktasında daha kolay yol alacaklardır. Burada aileye düşen görev, birlikte okuma ve çalışma saatleri oluşturma, çocuklara çalışmalısınız ya da okumanız gerekiyor denildiğinde, onların gözleri önünde oyunlar oynamak veya televizyon seyretmek yerine, okuma ve çalışma saatlerini çocuklarla birlikte yaşamaktır. Okuma ve çalışma alışkanlıklarını kazanmış bir çocuğun, öğrenme sorumluluğunu başarması daha da kolaylaşacaktır. Çünkü doğru okuma alışkanlığı ve zevkini kazanmış bir öğrenci, okuduğunu tam ve doğru olarak anlar ve anladıklarını da doğru olarak yapar. Anladıklarını doğru yapması için ya yardıma ihtiyaç duymaz, ya da çok az yardıma ihtiyaç duyar.

Anne-baba sorumlulukları içinde önemli noktalardan biri de, çocuklarla birlikte geçirilen zamandır. Bazı anne-babalar çocukları ile ya hiç vakit geçirmemekte, ya çok az vakit geçirmekte ya da kaliteli zamanlar geçirememektedir. Elbette çocuklara zaman ayrılmalı ve bu zaman da çocuk için kaliteli geçmelidir. Pekâlâ, çocuklarla kaliteli zaman geçirmek ne demektir? Kaliteli zaman geçirmek, çocuğun unutamayacağı anları, mutlulukları yaşaması demektir. Burada vurgulanması gereken nokta, çocukla hangi amaçla birlikte olunursa olunsun, çocuğun bu zamanı bir daha yaşamasını isteyecek derecede kaliteli geçmesini, mutlulukların en zevklisini yaşamasını sağlamaktır. Çünkü kaliteli geçen zaman, çocuk için o zamanı birlikte geçirdiği kişiyi daha çok sevmesini sağlayacaktır. Sevgi de kişilik gelişimi ve başarılı olmada çok önemli bir araç olacaktır.

Çocuk eğitiminde önemli sorumluluklardan bir başkası da, öğrenmenin sosyal yönüdür. Sosyokültürel bir varlık olan çocuk için bu durum, hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Çocuğun diğer çocuklarla, öğrencilerle, öğretmenlerle ve yetişkinlerle etkileşimleri, sosyal, duygusal ve bilişsel özelliklerin kazanılmasında önemli bir yer tutar. Bu etkileşimler, çocuğu hem ben merkezilikten uzaklaştırır hem de diğer çocukların ve öğrencilerin bu özellikleri nasıl kazandıklarını öğrenmesine yardımcı olur. Burada anne-baba ve öğretmenlere düşen görev, çocuklar için denetimli ve sağlıklı sosyal ortamlar oluşturmak olmalıdır.

Çocuklar için ders çalışma sorumluluğu, eğitsel başarılarını gerçekleştirmede önemli sorumluluklarından biridir.  Ders çalışma sorumluluğu, çocuğun sorumluluğundadır ama aile ve okula da önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluğu yerine getirmede aile ve okulun, çocuğun ders çalışma alışkanlığı kazanmasına katkıda bulunması gerekir. Ders çalışma alışkanlığı kazanma, çocuklar için önemli bir sorun olsa da çocuğun ders çalışmaya motive edilmesi yani istekli hale getirilmesi, ders çalışma sorumluluğunu kazanmada önemli bir adım olabilir. Anne, baba ve öğretmenlerin ya da çocuğun eğitiminde sorumluluğu herhangi bir sebeple üzerine almış kişilerin, çocukların ders çalışma problemleri ile ilgili çokça şikâyetleri olduğu malumdur. Onların bu şikâyetlerinin asıl sorumlusu hiçbir zaman çocuklar olmamalı, sorumluluklar paylaşılarak, başarıya giden yolda önemli adımlar atılmalıdır.

Çocukların eğitim sürecinde başarılı olması; hem çocuğun, hem anne-babanın ve hem de öğretmenlerin istediği bir durumdur.  Hangi çocuk başarmayı istemez ki? Ya da çocuğun sorumluluğundaki diğer bireyler çocukların başarmasını istemez? Bu sorunun cevabı elbette herkes için evet olacaktır. Herkesin odak noktası başarma ya da başarılı olma olduğuna göre çocuğun başarma sorumluluğunu kazanmada, aile ve okulun üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekir. Burada önemli nokta, hem ailenin, hem de okulun bu sorumluluklarını doğru olarak yerine getirmesidir. Pekâlâ, nedir bu sorumluluklar? Öncelikle, çocuklarımızın kendi özelliklerin farkına varmasına, kendilerini keşfetmelerine ve özgüvenlerini kazanmalarına yardımcı olmak gerekmektedir. Bu noktada; çocukların yapmakta zorlanacağı konu ya da ödevlerin altına girmesinden sakınılmalıdır. Her çocuğun öğrenme kapasitesi farklıdır. Çocuklar, başaramayacakları kadar zor konularla uğraştırılırlar ve başarmazlarsa, hem çalışma dirençleri kırılır ve hem de özgüvenleri zayıflar. Bu durumdaki kişiler çalışma ve öğrenme isteği duymazlar.  O zaman ne yapmalıyız? Öncelikle yapılması gereken, çocukların bir işi planlayıp, yürütme çabaları desteklenmeli ve bir işi başarabilmenin kıvancını yaşamaları sağlanmalıdır. Bir işi tek başlarına ya da başkaları ile bir iş yapma ya da ürün meydana getirme fırsatı verilmeli ya da yaratılmalıdır. Anne-baba ve öğretmenler, çocuklara güçleri ölçüsünde başarabilecekleri sorumluluklar vermeli, çocuğun gücünün üstünde, başarısızlığa neden olacak ve özgüvenini zedeleyecek görevlerden kaçınılmalıdır. Eğer çocuklar bir sorumluluğu yerine getirmede ya da konuyu öğrenmede zorlanıyorlarsa, o konuyu öğrenmeye ilişkin hazır bulunuşlukları düşüktür. Ya da yoktur. Anne-baba ya da öğretmenlerin, o konuya çocuğu hem zihinsel, hem de duygusal olarak hazırlaması gerekir. Burada zihinsel hazırlık, konuya ilişkin ön öğrenmelerin yetersizliğini gidermeyi,  duygusal hazırlık ise ilgi, istek ve motive etmeyi gerektirmektedir. Bunu başarmak için çocuklarla birlikte çalışmak gerekebilir. Burada, çocuklara zor gelen ve istek duymadığı görev ve çalışmalara, birlikte başlama ortamı sağlayabiliriz. Birlikte bazı ön çalışmalar yapabiliriz. Böylelikle, onları çalışmaya hazırlamış olabiliriz.

Anne-baba ve öğretmenlerin yaptığı önemli hatalardan biri, çocuklar sorumluluklarını yerine getirmediğinde; onları eleştirme, özellikle olumsuz eleştirilerle (tembel, aptal, salak, geri zekâlı gibi) üzücü, kırıcı, aşağılayıcı bir şekilde cezalandırmalarıdır. Zaten hepimize zor gelen çalışma, çocuklar için çekilmez bir boyut daha kazanmış olmaktadır. Böyle bir durum, aileye ve öğretmenlere, çocuklarla çatışan bir ortam da doğurmaktadır.  Bu durum; sorunu epeyce büyütmüş ve içinden çıkılmaz bir hale getirmiş olacaktır. Eğiticilere düşen görev bu mudur? Çocuklara bunun gibi yeni yükler mi yüklemektir? Elbette hayır. Pekâlâ, ne yapılmadır? Her çocuk değerlidir. En azından anne-baba ya da öğretmenler kadar değerlidir. O halde onu rencide eden, kıran, üzen, cezalandıran davranışlardan kaçınarak, onun değerli olduğunu, önemli bir kişilik olduğunu hissettiren (yavrum sen yaparsın, başarırsın, yeni şeyler öğrendiğinde ya da başardığında başkaları tarafından da değer görürsün gibi) onurlandırıcı ve yüreklendirici durumlarla karşılaşmasını sağlamaktır.

Ayrıca, çocukların ders çalışma ve başarmayla ilgi sorunlarının tamamen kendilerine ait olduğunu söyleyen anne-baba ya da öğretmenlerin sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur. Hiçbir çocuğun öğrenememe, başaramama, ders çalışamama gibi sorunları sadece kendisine ait değildir. Kime aittir peki? Elbette, anne-babalara ve öğretmenlere de düşen sorumluluklar vardır. O zaman, bu sorun ve sorumluluklar paylaşılabilmelidir. Örneğin, “Ben de çocukken çalışmak istemezdim. Çok zorlanırdım, annem-babam ve öğretmenlerimden cezalar da aldım.  Ancak bunun olumsuz olduğunu şimdi anlayabiliyorum. Hatta senin istemediğin şekilde davranıyor olabilirim”, demeli ve sorunları paylaşmalıdır. Paylaşılan bu sorunlar, muhtemelen, çocuğun eğitimcilere olan yaklaşımını değiştirecek, çocuğu onlara yaklaştıracak, birlikte bir şeyler yapmalarını teşvik edebilecektir. Bu da, çocukla birlikte soruna çözüm yolu aramayı açabilecektir. Bu tür yaklaşımlar, anne-babalara ve öğretmenlere değer kaybettirmeyecek, aksine çocuğun gözünde daha büyük değerler kazanmalarını da sağlayacaktır.

Her insanın başarılı olması kadar, başarısız olması da mümkündür. Başarı ya da başarısızlığı doğal karşılamayı bilmeliyiz.  Ancak burada önemli olan nokta, başarıyı ön plana çıkarmaktır. Başarısızlıklara takılıp kalmamaktır.  Yine her insanın, güçlü yönleri olduğu gibi zayıf yönleri de vardır. Burada da asıl olan nokta, insanların güçlü yönlerini öncelikle ele almaktır. Bu durumda anne-baba ve öğretmenlere düşen görev, çocukların başarısızlıklarını ön plana çıkarmak yerine, küçük de olsa başarılarını ön plana çıkarmaktır. “Bak bunu ne güzel yapmışsın” diyerek başarmanın zevkini yaşamasını sağlamaktır. Başarma duygusunu ve zevkini yaşayan çocuğun başarma isteği ve motivasyonu artacak ve başarabilecektir de.

Çocukların başarma ve çalışma sorumluluklarını yerine getirmede önemli noktalardan biri de, çocuklara güvenmek ve güvendiğimizi hissettirmektir. Kendine güvenilmeyen çocuk, her zaman korku, kaygı ve endişelerle yüzleşecek, ya başlayamayacak ya da başlasa bile doğru yapıp yapamayacağı ile ilgili korku ve kaygılarını artıracaktır. Kaygı düzeyi yüksek olan çocukların öğrenme verimi ve kalitesi düşürecektir. O halde anne-baba ve öğretmenler ne yapmalıdır? Burada yapılması gereken ilk iş, çocuklara güvenmek ve güven duygusunu kazandırmaktır. İkincisi ise; yanlış yaptıklarında, bunun normal olduğunu kabul etmek ve çocuklara olumsuz bir şekilde davranmamaktır. Buna inanan çocuklar; hem çalışmaya kolaylıkla başlayabilecekler, hem de daha verimli çalışabileceklerdir.

Çocuklar, kendi yaptıkları ya da birlikte yaptıkları çalışma planlarına daha fazla uyarlar. Çocukların çalışma sorumluluğu almaları için sorumluluk verilmesi gerekir. Eğer bir çalışma planı yapmaları sorumluluğu verilir ya da birlikte bir çalışma planı hazırlanırsa, görev ve sorumluluklarını daha iyi yerine getirebilecekleri düşünülebilir. Burada plan yapmak kadar, planın uygulanması da önemlidir. Yapılan çalışma planının uygulanmasını sağlamakta sabırlı olmak gerekir. Çocuğunuzu plana uyduğunu gördükçe övücü sözlerle yüreklendiriniz. Planın aksaması durumunda onu kırmayınız, kınamayınız, üzücü sözler kullanmayınız. Burada asıl olan nokta, çocuğunuzun yanında olabilmektir. “Olsun, bir aksaklık olmuş ama bir daha olmamasına dikkat etmelisin, eğer yardım istersen bu işi birlikte yeniden ele alabiliriz” yaklaşımı benimsenmelidir. Çocukların küçük hatalarını pekiştirmek yerine, görmemezlikten gelmek daha doğru olacaktır.

Bütün bu yaklaşımlarınıza rağmen, çocukların eğitiminde istenilen sonuçları elde edemeyebiliriz. Bu durumda da yukarıdaki sabırlı davranışları yenilemenin ve bunda da ısrar etmenin yararları çok olacaktır. Her çocuğun farklı, biricik olduğunu bilmek elbette gerekir. Ancak, çocuklarımızla ters düşmek, çatışma içine düşmek yerine, onları anlayabilmenin sorumluluklarını öğrenmeye ve çocuk eğitimi ve sorumluluklarımız yönünden gelişimimizi sağlamaya gayret göstermeliyiz. Çocuklarla ters düşmenin, onlarla çatışmanın çok büyük olumsuz sonuçlar doğuracağı unutulmamalıdır.

Sonuç olarak, çocuğun şekillenmesi ve gelişmesinde aile, okul ve öğretmenler ve çocuğun yetişmesinde görev alan diğer yetişkinlerin de önemli sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklar yukarıda sıralananlarla sınırlı değildir. Farklı bakış açılarına göre başka sorumlulukların da olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Yukarıda belirtilen sorumluluklar ilk akla gelenlerdir. O halde Çocuklarımızı eğitebilmek sorumluluklarımızı yerine getirmek, mutlu insanlardan mutlu bir toplum meydana getirmek istiyorsak, çocuklarımızın eğitiminde; çocukların her türlü ihtiyacını en iyi şekilde doyurmalı, her türlü çatışmalarına çözüm bulmak amacıyla çaba harcamalıyız. O zaman önemli mesafeler kat edebiliriz.

Yrd. Doç. Dr. Hasan Hüseyin ÖZKAN


 
 Share on Facebook Share on Twitter Share on Reddit Share on LinkedIn
© 2012 - Tüm hakları saklıdır.
credit
Designed by Olcay KAROL