Anasayfa Yazılarım 1-Eğitim Neden Gereklidir?
formats

1-Eğitim Neden Gereklidir?

Published on 20 Şubat 2013 in Yazılarım

Eğitimin önemi

“Planınız bir yıl içinse pirinç ekin, on yıl içinse ağaç dikin, yüz yıl için ise insanları eğitin”(Huang Che).

İnsanın, öğrendiklerini diğer insanlara öğretme ihtiyacı, eğitim sürecini doğurmuştur. İlk insandan beri söz konusu olan eğitimin; niteliği ne olursa olsun, insanın doğası ile yakından alakalı olduğu ve onun ihtiyaçlarına bağlı olarak ortaya çıktığı muhakkaktır.  Bütün canlılar eğitilirler. Bunun en güzel örneği, tüm annelerin yavrularını eğitme, yani yetiştirme çabalarıdır. Evet, anneler yavrularını yetiştirirler ancak insan olan annenin yavrusunu yetiştirme görevi ile diğer canlı annelerinin yavrularını yetiştirme görevi mukayese edilemez. Evrenin en değerli varlığı olan insanın, eğitiminin de değerli ve önemli olması muhakkaktır. Bu değerli varlık için eğitim süreci; insanı, her yönüyle en iyi şekilde yetiştirme sürecidir. Yani eğitim, insan yetiştirme sanatıdır. Öyleyse bu sürecin insanı; şahsiyetli bir birey olma, toplumun etkin bir üyesi olma ve nitelikli bir meslek elemanı olma gibi özellikleri kazandırma yönünden önemli görevleri olmalıdır.

Her canlı varlığını sürdürmek zorundadır ancak varlığını sürdürürken bunu kaliteli bir şekilde gerçekleştirmek ister. Canlının üyesi olduğu toplum, bu isteğini gerçekleştirmede, üyesini motive edici pek çok etkene sahiptir. Mesela bir toplumda sevilen, beğenilen, görüş ve düşüncelerine ihtiyaç duyulan, bir iş ya da mesleği en iyi şekilde yapan ve aranılan bir birey olmak, bunlardan bir kaçıdır. Eğitimin toplumsal işlevlerinden biri, her bireyin içinde yaşadığı toplumun etkin bir üyesi olarak yaşamasını sağlamaktır. Eğitim bu görevlerini yerine getirdiğinde, birey topluma; sağlam ve sağlıklı bir şekilde uyum sağlayabilecek, hem birey sağlıklı olacak, hem de sağlıklı bir toplum oluşacaktır. Sağlıklı toplum insanın, mutlu, huzurlu, arzu ettiği gibi yaşayabildiği bir toplum olacaktır. Toplumdaki her bireyin, yaşadığı topluma bir üretim ve yatırım merkezi olarak katkıda bulunma görev ve sorumlulukları vardır. Böyle bir düşünce; bireylerin ilgi, yetenek ve kabiliyetlerini geliştirme, bir mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve yeteneklerle iş görme alışkanlığı kazanma, özellikle de bireylerin bir meslek elemanı olarak yetiştirilmesi gerektiğini ön plana çıkarmaktadır. Bu durum, onun, hem kendi, hem de toplumun mutluluğuna katkıda bulunan bir birey olmasına yardım edecektir.  Bu da ancak eğitilmiş toplumların erişebileceği bir düzeydir.

İnsanlık tarihi, insana verilen değerin giderek arttığını göstermektedir. İnsana verilen bu değer, onun doğuştan getirdiği önemli özelliklerinin yanı sıra, sosyal çevresiyle etkileşiminin sonucunda da önemli özellikler kazandığını göstermiştir. İnsanın bağımsız ve özgür bir varlık olarak ele alınması, bilim ve teknolojinin çok hızlı bir şekilde gelişmesi, buna bağlı olarak; bilgilerin sınırının artması, bağımsız disiplin alanlarının doğması, bilim dallarının her geçen gün gelişmesi ve farklı şekillerde örgütlenmesi, insanın değerinin anlaşılmasını kolaylaştırmış ve eğitiminin nasıl yapılması gerektiği ile ilgili yeni yaklaşımlar doğmasını sağlamıştır. Bu yeni düşünce ve yaklaşımlar, insanın değerinin hem kendisi, hem de toplum tarafından, daha farklı ve doğru anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Çünkü birey eğitildikçe neleri yapabildiğini ve başarabildiğini anlayacaktır. Başarabilen her insan özgüven kazanacak, özgüveni yerinde olan insan, yeni başarılar elde edebilmek için yeni işlere girişecektir. Bu durum insanın değerini ve eğitimin önemini kat be kat artıracaktır.

Eğitim bir gelişim sürecidir. Gelişim süreci büyüme, olgunlaşma ve öğrenme süreçlerinin etkileşimidir.  Bu süreçte büyüme ve olgunlaşma biyolojik kökenli bir süreç olarak genetiğimize kopyalanmış olup, kendiliğinden oluşur. Gelişimdeki diğer süreç öğrenme ise eğitimin ön şartıdır. Öğrenme, bir davranış değişikliği, anlam ya da zihinsel faaliyetler kazanma sürecidir. Bu süreci ekili bir şekilde gereçleştirebilmek için insanı her yönden geliştirecek olan eğitim sürecine ihtiyaç vardır. Çünkü eğitim, bireyi her yönüyle geliştirebilecek en önemli süreçtir.

Birey, kalıtımla önemli yetenekler getirmektedir. Bireyin doğuştan sahip olduğu bu özelliklerini geliştirmek, onun değerini daha fazla artıracak ve gelişen yetenekleri ile hem kendine hem de içinde yaşadığı topluma önemli katkılar sağlayabilecektir. Eğitim yaşam boyu süren bir süreçtir. Yaşam boyu süren bu süreçte çocuklar, dış dünyayı önce denemeleri ile fark etmeye başlarlar ancak zihinsel faaliyetleri ön plana çıkmaya başladığında, sosyal çevresine sorular sormakta ve cevap için de başkalarının yardımına ihtiyaç duymaktadırlar. Bu yardımların bilinçli, düzenli ve doğru olarak yapılması, onun yeteneklerinin gelişmesine önemli katkılar sağlayabilecektir. Ayrıca birey, doğumdan ölüme kadar bu soruları sorduğu ve öğrenme-öğretmeye devam ettiği sürece, eğitimin yaşam boyu süren bir süreç olarak devam etmesi hepimizin malumudur.

İnsanın doğuştan getirdiği önemli yeteneklerinden birisi zekâdır. Zekâ yeni durumlarda, hızlı düşünerek problem çözebilme yeteneğidir. Eğitilebilen bir nitelik olan zekâ, eğitim yoluyla geliştirilebilmekte; analitik düşünme, yaratıcı düşünme, yansıtıcı düşünme, eleştirel düşünme ve düşünceyi yönetme gibi yeterliliklerin en uygun şekilde geliştirilmesini sağlamaktadır. Eğitim sürecine psikolojik bakış açısıyla yaklaşanlar; eğitimi, “bireyin doğuştan getirdiği gizil güçlerini en uygun şekilde geliştirme süreci” olarak tanımlamaktadırlar. Bu bakış açısında da, bireyin yeteneklerinin gelişiminde eğitimin önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Varlıkların en değerlisi olan insanın, bu değerini anlayabilmesi ve sürdürebilmesi için eğitilmesi gerekir.

Eğitim bir kişilik geliştirme sürecidir de. Büyük Atatürk eğitim üzerine yaptığı bir konuşmasında: “Memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi gençler yetiştirilmesi” gerektiğini önermektedir. O’nun bu önerisi, sağlam karakterli, şahsiyetli, kişilikli bireylerin yetiştirilmesinin eğitimin görevi olduğunu açıkça göstermektedir. Bu da eğitimin kişilik geliştirmede çok önemli bir süreç olduğunu ifade etmektedir.

Eğitim sosyal kültürel bir süreç olarak, kültürleme ve kültürlenme sürecidir. Gökalp’e göre eğitim, “toplumun bireyleri üzerinde uyguladığı toplumsallaştırma” işidir. Toplumsallaştırma ise topluma sağlam ve sağlıklı bir şekilde uyum sağlayabilmek için toplum kültürünün bireylere kazandırılması sürecidir. Burada eğitimden beklenen, bireyin fiziksel, zihinsel, sosyal, duygusal ve ahlaki özelliklerini toplumun özelliklerine uygun olarak geliştirmektir. Amaç bireyi her yönüyle ele almak, hem bireysel hem de toplumsal olarak gelişmesini sağlamak ve toplumsal yaşamın gerektirdiği yaşam metodolojisini bireylerine kazandırmaktır. Eğitimin; toplumun kültürel mirasını aktarmak ve bireyleri toplumsallaştırmak, bireyleri, yenilikçi ve değişmeyi sağlayıcı elemanlar olarak yetiştirmek, sosyal ve siyasal hayatta etkinlikle görev almalarını sağlamak gibi önemli işlevleri vardır. Bu işlevler, toplumun kurallarını, değerlerini ve normlarını kazandırmada önemli bir yer tutar. Bir toplumdaki insan davranışlarını etkileyen kültürel öğelerden bilim, teknoloji, ideolojiler, inançlar ve örgütlerin gelişmesine bağlı olarak, bireylerin topluma uyum sağlayabilmesi için de eğitime önemli görevler düşmektedir.

Bireyin hem kendisi, hem de toplum için eğitilmesinin önemli nedenlerinden biri de toplumsal kalkınmadır. Toplumsal kalkınmanın en önemli kaynaklarından biri ise yetişmiş insan gücü kaynağıdır. Gelişmiş toplumlarla, diğer toplumlar arasındaki en önemli fark, eğitilmiş insan gücüdür. Yetişmiş insan gücü ile ekonomik kalkınma ve gelişme düzeyi arasında önemli bir ilişki vardır. Eğitim ve ekonomi arasındaki ilişkinin odak noktası budur. Bu ilişkiye odaklanan eğitim sisteminin gelişmişlik ve gelişmemişlik arasındaki farkı yaratmaması mümkün değildir. Diğer taraftan bilim ve teknolojinin gelişmesi, yeni bilim alanları ve bu alanlara ilişkin teknolojilerin gelişmesine neden olmuş, bu da eğitilmiş insan gücüne her alanda ihtiyaç duyulmasını sağlamıştır. Bu durum; hem yeni yetişmekte olan bireylere, hem de yetişmiş insan gücüne gerekli bilgiyi kazandıracak eğitimcilere gerek duyulmasını sağlayacaktır. Açıkça görülüyor ki, hangi alanda olursa olsun eğitim olmadan ilerlemek mümkün değildir. Bütün mesleklerin nitelikli bir elemanı olabilmek için de eğitime ihtiyaç duyulur.  Çünkü bütün mesleklerin yolu da eğitimden geçmektedir. Buna göre, gelişmekte olan ve çevresiyle denge oluşturmaya çalışan bireyin, dengeyi kurmasına yardımcı olacak bilimler ve teknolojiler arasındaki ilişkiyi sağlayacak ya da köprüyü kuracak olan disiplin ya da bilim alanı da eğitim olacaktır.

Sonuç olarak insan, dünyaya biyolojik bir varlık olarak gelmiş, çevresiyle etkileşerek birçok şeyler öğrenmiş, öğrendiklerini organize ederek ve uygulayarak daha iyi yaşama yollarını araştırmış, değişik kültürler geliştirmiş ve her türlü ihtiyacını karşılaya gelmiştir.   Geliştirdiği her türlü bilgi, bilim ve teknolojiyi, kendisinden sonra gelenlerin de yararlanabilmesi için eğitim sistemini geliştirmiş ve bunu da bir araç olarak kullanmıştır. Kalıtımsal yapı ve yeteneklerinin ve eğitiminin yardımıyla çevresi ile durmadan etkileşen, yaşamını sürdürebilmek için ihtiyaçlarını daima en iyi şekilde giderme çabasında olan insan, bio-sosyo-kültürel bir varlık haline gelmiştir. İnsanın bu hale gelmesinde en önemli pay, kuşkusuz ki eğitim sürecinin olmuştur.

Yrd. Doç. Dr. Hasan Hüseyin ÖZKAN


 

Eğitimin önemi

“Planınız bir yıl içinse pirinç ekin, on yıl içinse ağaç dikin, yüz yıl için ise insanları eğitin”(Huang Che).

İnsanın, öğrendiklerini diğer insanlara öğretme ihtiyacı, eğitim sürecini doğurmuştur. İlk insandan beri söz konusu olan eğitimin; niteliği ne olursa olsun, insanın doğası ile yakından alakalı olduğu ve onun ihtiyaçlarına bağlı olarak ortaya çıktığı muhakkaktır.  Bütün canlılar eğitilirler. Bunun en güzel örneği, tüm annelerin yavrularını eğitme, yani yetiştirme çabalarıdır. Evet, anneler yavrularını yetiştirirler ancak insan olan annenin yavrusunu yetiştirme görevi ile diğer canlı annelerinin yavrularını yetiştirme görevi mukayese edilemez. Evrenin en değerli varlığı olan insanın, eğitiminin de değerli ve önemli olması muhakkaktır. Bu değerli varlık için eğitim süreci; insanı, her yönüyle en iyi şekilde yetiştirme sürecidir. Yani eğitim, insan yetiştirme sanatıdır. Öyleyse bu sürecin insanı; şahsiyetli bir birey olma, toplumun etkin bir üyesi olma ve nitelikli bir meslek elemanı olma gibi özellikleri kazandırma yönünden önemli görevleri olmalıdır.

Her canlı varlığını sürdürmek zorundadır ancak varlığını sürdürürken bunu kaliteli bir şekilde gerçekleştirmek ister. Canlının üyesi olduğu toplum, bu isteğini gerçekleştirmede, üyesini motive edici pek çok etkene sahiptir. Mesela bir toplumda sevilen, beğenilen, görüş ve düşüncelerine ihtiyaç duyulan, bir iş ya da mesleği en iyi şekilde yapan ve aranılan bir birey olmak, bunlardan bir kaçıdır. Eğitimin toplumsal işlevlerinden biri, her bireyin içinde yaşadığı toplumun etkin bir üyesi olarak yaşamasını sağlamaktır. Eğitim bu görevlerini yerine getirdiğinde, birey topluma; sağlam ve sağlıklı bir şekilde uyum sağlayabilecek, hem birey sağlıklı olacak, hem de sağlıklı bir toplum oluşacaktır. Sağlıklı toplum insanın, mutlu, huzurlu, arzu ettiği gibi yaşayabildiği bir toplum olacaktır. Toplumdaki her bireyin, yaşadığı topluma bir üretim ve yatırım merkezi olarak katkıda bulunma görev ve sorumlulukları vardır. Böyle bir düşünce; bireylerin ilgi, yetenek ve kabiliyetlerini geliştirme, bir mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve yeteneklerle iş görme alışkanlığı kazanma, özellikle de bireylerin bir meslek elemanı olarak yetiştirilmesi gerektiğini ön plana çıkarmaktadır. Bu durum, onun, hem kendi, hem de toplumun mutluluğuna katkıda bulunan bir birey olmasına yardım edecektir.  Bu da ancak eğitilmiş toplumların erişebileceği bir düzeydir.

İnsanlık tarihi, insana verilen değerin giderek arttığını göstermektedir. İnsana verilen bu değer, onun doğuştan getirdiği önemli özelliklerinin yanı sıra, sosyal çevresiyle etkileşiminin sonucunda da önemli özellikler kazandığını göstermiştir. İnsanın bağımsız ve özgür bir varlık olarak ele alınması, bilim ve teknolojinin çok hızlı bir şekilde gelişmesi, buna bağlı olarak; bilgilerin sınırının artması, bağımsız disiplin alanlarının doğması, bilim dallarının her geçen gün gelişmesi ve farklı şekillerde örgütlenmesi, insanın değerinin anlaşılmasını kolaylaştırmış ve eğitiminin nasıl yapılması gerektiği ile ilgili yeni yaklaşımlar doğmasını sağlamıştır. Bu yeni düşünce ve yaklaşımlar, insanın değerinin hem kendisi, hem de toplum tarafından, daha farklı ve doğru anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Çünkü birey eğitildikçe neleri yapabildiğini ve başarabildiğini anlayacaktır. Başarabilen her insan özgüven kazanacak, özgüveni yerinde olan insan, yeni başarılar elde edebilmek için yeni işlere girişecektir. Bu durum insanın değerini ve eğitimin önemini kat be kat artıracaktır.

 Eğitim bir gelişim sürecidir. Gelişim süreci büyüme, olgunlaşma ve öğrenme süreçlerinin etkileşimidir.  Bu süreçte büyüme ve olgunlaşma biyolojik kökenli bir süreç olarak genetiğimize kopyalanmış olup, kendiliğinden oluşur. Gelişimdeki diğer süreç öğrenme ise eğitimin ön şartıdır. Öğrenme, bir davranış değişikliği, anlam ya da zihinsel faaliyetler kazanma sürecidir. Bu süreci ekili bir şekilde gereçleştirebilmek için insanı her yönden geliştirecek olan eğitim sürecine ihtiyaç vardır. Çünkü eğitim, bireyi her yönüyle geliştirebilecek en önemli süreçtir.

Birey, kalıtımla önemli yetenekler getirmektedir. Bireyin doğuştan sahip olduğu bu özelliklerini geliştirmek, onun değerini daha fazla artıracak ve gelişen yetenekleri ile hem kendine hem de içinde yaşadığı topluma önemli katkılar sağlayabilecektir. Eğitim yaşam boyu süren bir süreçtir. Yaşam boyu süren bu süreçte çocuklar, dış dünyayı önce denemeleri ile fark etmeye başlarlar ancak zihinsel faaliyetleri ön plana çıkmaya başladığında, sosyal çevresine sorular sormakta ve cevap için de başkalarının yardımına ihtiyaç duymaktadırlar. Bu yardımların bilinçli, düzenli ve doğru olarak yapılması, onun yeteneklerinin gelişmesine önemli katkılar sağlayabilecektir. Ayrıca birey, doğumdan ölüme kadar bu soruları sorduğu ve öğrenme-öğretmeye devam ettiği sürece, eğitimin yaşam boyu süren bir süreç olarak devam etmesi hepimizin malumudur.

İnsanın doğuştan getirdiği önemli yeteneklerinden birisi zekâdır. Zekâ yeni durumlarda, hızlı düşünerek problem çözebilme yeteneğidir. Eğitilebilen bir nitelik olan zekâ, eğitim yoluyla geliştirilebilmekte; analitik düşünme, yaratıcı düşünme, yansıtıcı düşünme, eleştirel düşünme ve düşünceyi yönetme gibi yeterliliklerin en uygun şekilde geliştirilmesini sağlamaktadır. Eğitim sürecine psikolojik bakış açısıyla yaklaşanlar; eğitimi, “bireyin doğuştan getirdiği gizil güçlerini en uygun şekilde geliştirme süreci” olarak tanımlamaktadırlar. Bu bakış açısında da, bireyin yeteneklerinin gelişiminde eğitimin önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Varlıkların en değerlisi olan insanın, bu değerini anlayabilmesi ve sürdürebilmesi için eğitilmesi gerekir.

Eğitim bir kişilik geliştirme sürecidir de. Büyük Atatürk eğitim üzerine yaptığı bir konuşmasında:“Memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi gençler yetiştirilmesi”gerektiğini önermektedir. O’nun bu önerisi, sağlam karakterli, şahsiyetli, kişilikli bireylerin yetiştirilmesinin eğitimin görevi olduğunu açıkça göstermektedir. Bu da eğitimin kişilik geliştirmede çok önemli bir süreç olduğunu ifade etmektedir.

Eğitim sosyal kültürel bir süreç olarak, kültürleme ve kültürlenme sürecidir. Gökalp’e göre eğitim, “toplumun bireyleri üzerinde uyguladığı toplumsallaştırma” işidir. Toplumsallaştırma ise topluma sağlam ve sağlıklı bir şekilde uyum sağlayabilmek için toplum kültürünün bireylere kazandırılması sürecidir. Burada eğitimden beklenen, bireyin fiziksel, zihinsel, sosyal, duygusal ve ahlaki özelliklerini toplumun özelliklerine uygun olarak geliştirmektir. Amaç bireyi her yönüyle ele almak, hem bireysel hem de toplumsal olarak gelişmesini sağlamak ve toplumsal yaşamın gerektirdiği yaşam metodolojisini bireylerine kazandırmaktır. Eğitimin; toplumun kültürel mirasını aktarmak ve bireyleri toplumsallaştırmak, bireyleri, yenilikçi ve değişmeyi sağlayıcı elemanlar olarak yetiştirmek, sosyal ve siyasal hayatta etkinlikle görev almalarını sağlamak gibi önemli işlevleri vardır. Bu işlevler, toplumun kurallarını, değerlerini ve normlarını kazandırmada önemli bir yer tutar. Bir toplumdaki insan davranışlarını etkileyen kültürel öğelerden bilim, teknoloji, ideolojiler, inançlar ve örgütlerin gelişmesine bağlı olarak, bireylerin topluma uyum sağlayabilmesi için de eğitime önemli görevler düşmektedir.

Bireyin hem kendisi, hem de toplum için eğitilmesinin önemli nedenlerinden biri de toplumsal kalkınmadır. Toplumsal kalkınmanın en önemli kaynaklarından biri ise yetişmiş insan gücü kaynağıdır. Gelişmiş toplumlarla, diğer toplumlar arasındaki en önemli fark, eğitilmiş insan gücüdür. Yetişmiş insan gücü ile ekonomik kalkınma ve gelişme düzeyi arasında önemli bir ilişki vardır. Eğitim ve ekonomi arasındaki ilişkinin odak noktası budur. Bu ilişkiye odaklanan eğitim sisteminin gelişmişlik ve gelişmemişlik arasındaki farkı yaratmaması mümkün değildir. Diğer taraftan bilim ve teknolojinin gelişmesi, yeni bilim alanları ve bu alanlara ilişkin teknolojilerin gelişmesine neden olmuş, bu da eğitilmiş insan gücüne her alanda ihtiyaç duyulmasını sağlamıştır. Bu durum; hem yeni yetişmekte olan bireylere, hem de yetişmiş insan gücüne gerekli bilgiyi kazandıracak eğitimcilere gerek duyulmasını sağlayacaktır. Açıkça görülüyor ki, hangi alanda olursa olsun eğitim olmadan ilerlemek mümkün değildir. Bütün mesleklerin nitelikli bir elemanı olabilmek için de eğitime ihtiyaç duyulur.  Çünkü bütün mesleklerin yolu da eğitimden geçmektedir. Buna göre, gelişmekte olan ve çevresiyle denge oluşturmaya çalışan bireyin, dengeyi kurmasına yardımcı olacak bilimler ve teknolojiler arasındaki ilişkiyi sağlayacak ya da köprüyü kuracak olan disiplin ya da bilim alanı da eğitim olacaktır.

Sonuç olarak insan, dünyaya biyolojik bir varlık olarak gelmiş, çevresiyle etkileşerek birçok şeyler öğrenmiş, öğrendiklerini organize ederek ve uygulayarak daha iyi yaşama yollarını araştırmış, değişik kültürler geliştirmiş ve her türlü ihtiyacını karşılaya gelmiştir.   Geliştirdiği her türlü bilgi, bilim ve teknolojiyi, kendisinden sonra gelenlerin de yararlanabilmesi için eğitim sistemini geliştirmiş ve bunu da bir araç olarak kullanmıştır. Kalıtımsal yapı ve yeteneklerinin ve eğitiminin yardımıyla çevresi ile durmadan etkileşen, yaşamını sürdürebilmek için ihtiyaçlarını daima en iyi şekilde giderme çabasında olan insan, bio-sosyo-kültürel bir varlık haline gelmiştir. İnsanın bu hale gelmesinde en önemli pay, kuşkusuz ki eğitim sürecinin olmuştur.

Yrd. Doç. Dr. Hasan Hüseyin ÖZKAN

 
 Share on Facebook Share on Twitter Share on Reddit Share on LinkedIn
© 2012 - Tüm hakları saklıdır.
credit
Designed by Olcay KAROL